Emine Şal1, Prof. Dr. Didem Deliorman Orhan2
1 Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 5. Sınıf öğrencisi
2 Gazi Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Farmakognozi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Majör depresif bozukluk (MDB) kronik, tekrarlayıcı ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir zihinsel bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Temel belirtiler arasında sürekli üzüntü, anhedoni, konsantrasyon zorlukları, psikomotor yavaşlama, yorgunluk, değersizlik duyguları ve tekrarlayan ölüm düşünceleri bulunmaktadır. Dünya genelinde 260 milyondan fazla depresyon hastası olduğu bilinmektedir1. MDB tedavisinde yaygın olarak kullanılan farmakolojik ajanlar (seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) ve serotonin-norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI) grubu antidepresanlar) birçok hastada etkili olmakla birlikte, hasta grubunun önemli bir bölümünde ya tedaviye yetersiz yanıt alınmakta ya da uykusuzluk, iştah azalması, cinsel işlev bozuklukları ve artmış anksiyete gibi yan etkiler nedeniyle tedavi kesintiye uğramaktadır2 . Bu durum, daha iyi tolere edilebilen, düşük yan etki profiline sahip, güvenilir, etkili tamamlayıcı veya alternatif tedavi seçeneklerine duyulan gereksinimi artırmaktadır2, 3. Bu çerçevede, geleneksel tıpta uzun yıllardır kullanılan bitkisel ürünler ve doğal bileşiklere yönelik ilgi son yıllarda giderek artmıştır4.
Crocus sativus L., Iridaceae familyasına ait, çok yıllık bir bitki türü olup, dünya pazarında büyük rağbet görmesiyle öne çıkan değerli bir üründür4,5. Ticari olarak “safran” adıyla bilinen bu ürün, esasen C. sativus’un kurutulmuş kırmızı stigmalarından (dişicik tepesi) elde edilmektedir4. Bitkinin antidepresan, anksiyolitik, nöroprotektif ve anti-enflamatuar gibi geniş bir farmakolojik aktivite yelpazesine sahip olduğu bildirilmiştir. Asya (İran, Azerbaycan, Hindistan, Pakistan ve Çin), Avrupa (Yunanistan, İtalya, Fransa ve İspanya), Kuzey Afrika (Fas ve Mısır), Orta Doğu (İsrail), Yeni Zelanda ve Türkiye gibi farklı kıtadan pek çok ülkede kültürü yapılmaktadır6 . Sahip olduğu canlı kırmızı renk, belirgin acı tat ve kendine özgü aromatik kokusu sayesinde safran; küresel ölçekte en pahalı baharatlar arasında kabul edilmektedir4. Safranın fitokimyasal içeriği oldukça zengindir ve 150’den fazla uçucu ve uçucu olmayan bileşik içermektedir1,7. C. sativus; karbonhidrat, mineral, yağ, vitamin (riboflavin, tiamin gibi), amino asit ve protein gibi çeşitli primer metabolitlere ek olarak; karotenoitler (krosetin, krosin, karoten, likopen, zeaksantin), monoterpen aldehitler (pikrokrosin, safranal), monoterpenoitler ve flavonoitler gibi önemli sekonder metabolitleri de bünyesinde barındırmaktadır6 . Bu zengin fitokimyasal yapı; safranın ilaç, boya, kozmetik ve gıda endüstrileri başta olmak üzere çeşitli sektörlerde geniş bir kullanım alanına sahip olmasına katkı sağlamaktadır. Safranın karakteristik parlak tuğla kırmızısı rengi krosinden, acımsı tadı pikrokrosinden ve kendine özgü aroması ise uçucu bir bileşik olan safranaldan kaynaklanmaktadır4,6,8. Bitkinin çiçeğinde yer alan stigma kısmı, safranın çok yönlü farmakolojik etkilerinden sorumlu olan pek çok biyoaktif bileşiği yüksek düzeyde içermektedir4. Safran ekstrelerinin standardizasyonu genellikle başlıca biyoaktif bileşikler olan krosinler (%3-10), safranal (%0.2-0.5) ve pikrokrosin (%1-4) üzerinden yapılmakta; klinik çalışmalarda yaygın olarak kullanılan bazı ticari preparatlar ise bu fraksiyonları “lepticrosalides” adı altında % ≥3–5 düzeyinde standardize etmektedir. Geniş terapötik etki profili sayesinde safranın; kardiyovasküler, gastrointestinal, solunum ve üriner sistemler başta olmak üzere çeşitli fizyolojik sistemlerle ilişkili birçok hastalığın tedavisinde potansiyel faydalar sağlayabildiği bildirilmektedir3,4,8.
Son yıllarda safran kullanımının nörolojik ve psikiyatrik bozukluklardaki etkilerine yönelik yapılan çalışmaların sayısı önemli ölçüde artmıştır. Bitkinin, konvansiyonel tedavilere kıyasla daha iyi tolere edilen bir yan etki profiline sahip olabileceği ve nöropsikiyatrik bozukluklarda potansiyel bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığı bildirilmektedir. Safranın depresyon üzerindeki klinik etkileri, farklı yaş grupları ve hastalık şiddetlerini kapsayançeşitli randomize kontrollü klinik çalışmalarla değerlendirilmiştir. Randomize, çift kör ve plasebo kontrollü olarak yürütülen bir çalışmada, majör depresyon tanısı bulunmayan ancak düşük ruh hali bildiren sağlıklı yetişkin bireylerde standardize edilmiş safran ekstresinin (Affron®) ruh hali ve stres düzeyleri üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Dört hafta süren çalışma sonucunda, 28 mg/gün dozda safran kullanımının negatif ruh hali, stres ve anksiyete semptomlarında plaseboya kıyasla istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler sağladığı; buna karşın daha düşük dozlarda benzer bir etkinin gözlenmediği raporlanmıştır. Bulgular, Affron®’un doz bağımlı bir etki profili sergilediğini ve düşük ruh hali semptomlarının yan etki oluşturmaksızın yönetiminde doğal bir alternatif tedavi seçeneği sunabileceğini göstermiştir9. Çift kör ve randomize olarak tasarlanan bir klinik çalışmada, MDB tanısı almış yetişkin hastalarda safran ekstresi ile SSRI sınıfından sertralinin depresif semptomlar üzerindeki etkileri karşılaştırılmıştır. Altı haftalık tedavi süresi sonunda, her iki tedavi grubunda da depresyon şiddetinde istatistiksel olarak anlamlı azalma gözlenmiş; ancak safran ve sertralin arasında etkinlik açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır. Buna karşın, sertralin grubunda yan etkilerin daha yüksek sıklıkta raporlandığı ve safran ekstresinin daha iyi tolere edildiği bildirilmiştir. Bu bulgular, safranın MDB tanılı bireylerde (özellikle sentetik antidepresan kullanımı konusunda isteksizlik gösterebilen hastalarda) etkili ve klinik açıdan değerli bir antidepresan seçenek olabileceğini düşündürmektedir10.Randomize, çift kör ve plasebo kontrollü olarak yürütülen bir başka çalışmada, hafif–orta şiddette depresif semptomlar sergileyen ergen bireylerde standardize edilmiş safran ekstresinin (Affron®) ruh hali üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Sekiz hafta süren çalışma sonucunda, Affron®’un iyi tolere edildiği ve plasebo grubuna kıyasla baş ağrısı gibi yan etkilerin daha düşük sıklıkta raporlandığı bildirilmiştir. Elde edilen bulgular, standardize safran ekstresinin, genç bireylerin öz bildirimlerine dayalı olarak hafif ila orta şiddetteki anksiyete ve depresif semptomların iyileştirilmesinde yararlı olabilecek doğal bir alternatif sunduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, safranın ergen popülasyonunda depresif semptomların yönetiminde potansiyel bir destekleyici tedavi seçeneği olabileceğine işaret etmektedir2. Altı haftalık, çok merkezli, randomize ve çift kör klinik çalışmada; hafif–orta şiddette postpartum depresyonu (PPD) bulunan 18–45 yaş arası kadınlarda safran ekstresinin (SaffroMood®) etkinliği ve güvenilirliğini fluoksetin ile karşılaştırılmış, HDRS skoru ≤18 olan katılımcılar günde iki kez 15 mg safran veya 20 mg fluoksetin almışlardır. Altıncı haftanın sonunda, HDRS skorundaki iyileşme açısından iki grup arasında istatistiksel bir fark bulunmamış, tam yanıt oranları safran için %40,6, fluoksetin için %50 olarak belirlenmiştir. Yan etki sıklığı genel olarak benzer olmakla birlikte, baş ağrısı, ağız kuruluğu ve uykululuk gibi advers etkilerin fluoksetin grubunda daha fazla raporlandığı belirtilmiştir. Çalışma, safranın PPD tedavisinde fluoksetin kadar etkili ve iyi tolere edilen bir seçenek olabileceğini göstermiştir11.
Sunulan klinik örnekler, safranın farklı yaş gruplarında ve değişen depresyon şiddetlerindeki terapötik potansiyelini; ayrıca konvansiyonel antidepresan ilaç gruplarıyla karşılaştırıldığında belirgin olarak daha düşük sıklıkta görülen yan etki profiliyle desteklemektedir. Safran, nöropsikiyatrik bozuklukların tedavisi bağlamında genel olarak olumlu ve geniş bir güvenlik profili sergilemektedir. Hayvanlar üzerinde yapılan preklinik çalışmalar, safran ekstraktları ve bileşenlerinin (krosin, krosetin, pikrokrosin ve safranal) aşırı yüksek dozlar haricinde akut toksisitesinin neredeyse sıfır olduğunu göstermiştir12. Klinik çalışmalarda yaygın olarak kullanılan 30–50 mg/gün dozlarının güvenli olduğu tespit edilmiştir6 . Güvenli kabul edilen doz 1.5 g/gün’den düşüktür, ancak 5 g’dan fazla dozlar toksik ve 20 g’dan fazla dozlar potansiyel olarak ölümcül olabilir6,8.
Son olarak; mevcut preklinik ve klinik kanıtlar ışığında C. sativus, depresyon tedavisinde umut vaad eden, iyi tolere edilen ve çoklu etki mekanizmalarına sahip doğal bir terapötik ajan olarak öne çıkmaktadır. Ancak mevcut çalışmaların büyük bir kısmının kısa süreli, sınırlı örneklem büyüklüğüne sahip ve metodolojik açıdan heterojen olması, safranınbu hastalıklardaki kesin klinik konumunun belirlenmesini güçleştirmektedir. Bu nedenle, farklı hasta gruplarını kapsayan, uzun süreli, yüksek örneklemli ve iyi tasarlanmış randomize kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
- Matraszek-Gawron, R. et al. (2023). Pharmaceuticals, 16(1), 58.
- Dai, L. et al. (2020). The Journal of Nervous and Mental Disease, 208(4), 269–276.
- Blasco-Fontecilla, H. et al. (2022). Nutrients, 14(19), 4046.
- Siddiqui, S.A. et al. (2022). Molecules, 27(7), 2076.
- Lopresti, A.L. et al. (2018). Journal of Affective Disorders, 232, 349–357.
- Deliorman Orhan, D. (2025). Pharmedicine Journal, 2(2), 38–49.
- Han, S. et al. (2024). Phytotherapy Research, 38(5), 2276–2302.
- Roshanravan, N. et al. (2022). Phytotherapy Research, 36(1), 98–111.
- Kell, G. et al. (2017). Complementary Therapies in Medicine, 33, 58–64.
- Ahmadpanah, M. et al. (2019). Psychiatry Research, 282, 112613.
- Kashani, L. et al. (2017). Pharmacopsychiatry, 50(2), 64–68.
- Corridori, E. et al. (2025). Phytotherapy Research, 39(3), 1277–1291
Authors
-
Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde 5. sınıf öğrencisi olan Emine Şal, eczane stajlarının yanı sıra TÜBİTAK Proje Yürütücüsü ve Nobel İleç Firmasında stajyer olarak görev yaptı. Ankara Eczacı Odası Dans Topluluğunda salsa ve bachata yapmakta olan Şal yaklaşık altı senedir keman çalıyor ve Gazi Üniversitesi Kalite Topluluğunda üye olarak görev alıyor.
-
Prof. Dr. Didem Deliorman Orhan
Gazi Üni. Eczacılık Fak. Farmakognozi AB Dalı23 Mayıs 1972’de Adapazarı’nda doğdu. 1988 yılında girdiği Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni 1992 yılında birincilikle bitirdi. Aynı yıl araştırma görevlisi olarak girdiği Farmakognozi Anabilim Dalı’nda 2002 yılında Yardımcı Doçent, 2003 yılında Doçent olarak görev yaptı. 2000-2001 yılları arasında Japonya’da Tokushima Üniversitesi Eczacılık Bilimleri Fakültesi’nde Otsuka Fonundan burs almaya hak kazanarak post doktora çalışmaları yapmıştır. 2007 yılında Türk Eczacılar Birliği Akademisi Teşvik Ödülünü almıştır. 2009 yılından bu yana da Profesör olarak akademik çalışmalarına devam etmektedir. Fitoterapi sertifika eğitimlerinde, Fitofarmasi programında eğitici olarak görev alan, eczacı odalarında, Gazi Üniversitesi GETAT merkezinde eğitimler veren Profesör Orhan, klinik aromaterapi ve Schüssler tuzları konularında da eğitimler almıştır. Alanıyla ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası makale ve bildirisi vardır. Akılcı Fitoterapi, Hayatın Her Alanında Uçucu Yağlar, Uçucu Yağların Güvenliği, Yeni ve Eski Homeopatik İlaçların Materia Medica'sı ve Klinik uygulamada nütrasötikler isimli kitapların çeviri editörü olup, dört ulusal ve 11 uluslararası kitap bölümü, 165 adet ulusal ve uluslararası yayını, 21 adet tez yöneticiliği ve 21 adet projesi bulunmaktadır.